MÜSLÜMAN
ARAPLARIN
KUŞATMALARI
İstanbul,
müslümanların
sefer
tarihlerinin
başlarından
itibaren
kutsal
bir
hedef
olagelmiştir.
Önce
Müslüman
Araplar,
ardından
da
Müslüman
Türkler
yüzlerce
yıl
boyunca
İstanbul’a
seferler
düzenlemişler,
bunların
bir
kısmında
şehri
kuşatmışlardır.
Hz.Muhammed’den
rivayet
edilen,
Kostantiniye’nin
fethine
ilişkin
olan
ve
şehri
fethedecek
komutan
ve
askerlerin
övüldüğü
hadiseler
bu
seferlerin
düzenlenmesini
teşvik
eden
faktörlerden
olmuştur.
Müslümanların
İstanbul’u
hedefleyen
ilk
seferi
Hz.Osman’ın
hilafeti
döneminde
gerçekleşmiştir.
Dönemin
Suriye
valisi
Muaviye,
İstanbul’u
hedef
alan
ilk
deniz
seferini
hazırlamıştır.
Bu
donanmanın
655’de
Bizans
deniz
kuvvetlerini
Fenike
kıyılarıındaa
yok
etmesi
ile
Müslümanlara
deniz
yolu
açılmıştır.
Müslümanların
ilk
İstanbul
kuşatması
ise,
668’de
Muaviye‘nin
Emevi
Halifesi
olduğu
döneminde
gercekleşti.
Kadıköy
önünde
konaklayan
ordu
kuşatmayı
669’un
baharına
kadar
sürdürdüyse
de
şehri
ele
geçiremedi.
Salgın
hastalıklardan
büyük
kayıplar
vermesi
nedeniyle
geri
dönmek
zorunda
kaldı.
İlerlemiş
yaşına
karşı
sefere
katılan
Hz.
Muhammed’in
bayraktarı
Hz.Ebu
Eyyub
El-Ensari
bu
kuşatma
sırasında
şehid
düştü
ve
surların
dibinde
toprağa
verildi.
Bu
seferden
sonra,
Muaviye’nin
673’de
gönderdiği
yeni
donanma
674’de
Marmara'ya
girdi.
7
yıl
süren
kuşatma
başarıya
ulaşamadı.
Ağustos
7-16-Eylül
717’deki
Mesleme
bin
Abdü’l-Melik
komutasındaki
kuşatma
da
başarısızlıkla
sonuçlandı.
İstanbul
önlerindeki
ordu,
bir
yandan
hava
koşulları,
açlık
ve
hastalıklar,
öte
yandan
Bulgar
çetelerinin
saldırılarıyla
çok
kayıp
verdi.
Bazı
kaynaklara
göre
bu
kuşatma
sırasında
İmparator
III.Leon,
komutan
Mesleme’nin
isteği
ile
Müslüman
esirlerin
ibadeti
için
bir
konağı
mescide
çevirmiş,
kuşatmanın
kaldırılmasından
sonra
da
Mesleme’ye
kenti
gezdirmiştir.
Araplar’ın
son
kuşatması
781-782
yıllarında
Abbasi
Sultanı
el-Mehdi’nin
oğlu
Harun
komutasındaki
ordu
tarafından
gerçekleştirildi.
Harun
Bizans
ordusunu
İzmit’de
yenerek
Üsküdar’a
kadar
ilerledi
ve
şehri
kuşattı.
Kuşatma
sonunda
Bizans
ile
bir
anlaşma
imzalayarak
döndü.
Daha
sonra
Abbasi
tahtına
oturan
Harun
er-Reşid,
“Er-Reşid”
ünvanını
bu
seferle
almıştır.
Müslüman
Arapların
bunlar
dışında
da
İstanbul’a
yönelik
seferleri
olmuştur.
Ama
daha
sonraki
bu
seferlerin
hiçbiri
kuşatmayla
sonuçlanmamıştır.
OSMANLILARIN
İSTANBUL
KUŞATMALARI
Osmanlı
Türkleri
14.
yüzyıl
boyunca
Bizans
ve
İstanbul
ile
ilgilendiler.
Fetihten
çok
önce,
bugünkü
İstanbul
metropolüne
dahil
olan
yerleşim
birimlerinin,
Suriçi
hariç
tamamı
Osmanlı
toprağı
haline
gelmiştir.
Yanısıra
Osmanlılar
bütün
bu
dönem
boyunca,
Bizans’ın
iç
işlerine
de
karıştılar
ve
iktidar
mücadelelerine
taraf
oldular.
Fetihe
kadar
süren
dönemde
de
sürekli
İstanbul
civarında
manevralar
yaptılar.
1340’da
Osmanlı
ordusu
İstanbul
kapılarına
kadar
ilerlediyse
de
bu
bir
kuşatmaya
dönüşmedi.
Sultan
I.
Murad’ın
Çatalca’dan
başlattığı
sefer
de
Hrıstiyan
dünyasının
oluşturduğu
güçlü
ittifakla
durduruldu.
İstanbul’un
fethedilmesine
yönelik
ilk
güçlü
kuşatma
Sultan
Yıldırım
Bayezid
tarafından
yapıldı.
İmparator
ile
yapılan
anlaşma
sonucu
Yıldırım
Bayezid’in
kuvvetleri
şehre
giremedi.
Sultan
Yıldırım
Bayezid,
bundan
sonra
da
İstanbul
üzerindeki
etkisini
sürdürdü.
İstanbul
içinde
bir
Türk
Mahallesi,
cami
ve
Türklerin
yargılanacağı
bir
mahkeme
kurulmasını
sağladı.
Osmanlı’nın
çıkarlarını
gözeterek
İmparatorların
tahta
çıkmasında
etkili
oldu.
Bu
durum
Türklerin
ileride
İstanbul’u
fethetmesini
etkileyen
en
önemli
faktörlerdendir.
Sultan
Yıldırım
Bayezid’in
dönemindeki
son
kuşatma
girişimi
1400’de
yapıldı.
Fakat
Timur
istilası
bu
hareketi
yarıda
bıraktırdı.
Sultan
Yıldırım
Bayezid’in
oğlu
Musa
Çelebi’nin1411’deki
kuşatması
da
başarısızlıkla
sonuçlandı.
Osmanlı
kuvvetlerinin
başarılarından
ürken
İmparator,
Musa
Çelebi’nin
Bursa’daki
kardeşi
Çelebi
Mehmed’in
desteğini
alarak
kuşatmanın
kaldırılmasını
sağladı.
Daha
sonra
Osmanlı
padişahı
olan
Çelebi
Mehmed
döneminde
İstanbul’a
sefer
düzenlenmedi.
Fetihden
önceki
son
kuşatma
Sultan
II.
Murad
zamanında
gerçekleşti.
Uzun
bir
hazırlık
dönemine
ve
sağlam
bir
stratejiye
dayanan
bu
kuşatma
öncekilerden
çok
daha
zorlu
geçti.
Kuşatma
15
Haziran
1422’de
10
bin
akıncının,
İstanbul’u
taşraya
bağlayan
bütün
yolları
kesmeleriyle
başladı.
Dönemin
en
etkili
manevi
otorilerinden
olan
Emir
Sultan’ın
da
Bursa’dan
gelerek
yüzlerce
dervişi
ile
birlikte
orduya
katılması
askerin
çoşkusunu
artırdı.
24
Ağustos’da
Emir
Sultan’ında
yer
aldığı
saldırı
çok
şiddetli
oldu
ise
de,
şehrin
alınmasına
yetmedi.
Bu
kuşatma
Sultan
II.Murad’ın
kardeşi
Şehzade
Mustafa’nın
isyanı
üstüne
kaldırıldı.
Artık
İstanbul’un
fethi
Sultan
Murat’ın
oğlu’na
kalmıştır.
FETİHTEN
ÖNCE
İSTANBUL
Fetih
öncesinde
Bizans
güçlü
bir
imparatorluk
olmaktan
çıkmıştı.
İmparatorluk
Konstantinopolis
şehriyle
sınırlı
hale
gelmişti,
toprakları
Konstantinopolis’ten
başka
Marmara
kıyısındaki
Silivri
Kalesi,
Vize
ve
Misivri
gibi
küçük
kasabalardan
ibaretti.
Buralar
da
Osmanlılar
tarafından
çepeçevre
kuşatılmıştı.
Surdışındaki
küçük
Bizans
kasabalarının
Osmanlı
sınırlarına
katılmamış
olması
ise
direnmelerinden
değil,
buraların
çok
ciddiye
alınmamasından
ve
hedefin
önce
Konstantinopolis
olmasındandı.
Kaldı
ki
son
kuşatmaların
başarısız
olmasının
sebebi
ordu
değil,
daha
çok
Osmanlı’nın
iç
sorunlarıydı.
Bizans’ın
gücü
bu
dönemde
bir
imparatorluk
gücü
değildi.
Bizans
imparatorları
da
artık
Osmanlılara
itaatini
sunmuş
ve
her
yıl
düzenli
haraç
ödemeyi
kabul
etmişlerdi.
Osmanlılar
için
artık
karşılarında
Bizans
İmparatorları
yerine
kendilerine
haraç
veren
küçük
Tekfurlar
vardı.
Konstantinopolis
de
bir
imparatorluk
başkentinden
ziyade
dini
bir
merkezdi.
Hıristiyan
dünyasının
İslam
dinine
ve
Müslüman
ordulara
karşı
en
son
ve
en
güçlü
kalesiydi
ve
kesinlikle
düşmemeliydi.
Bu
yüzden
Papa
önderliğiinde
bu
kaleyi
korumak
için
yeni
Haçlı
Seferleri
örgütleniyordu.
Bu
dönemde
Osmanlı
akınlarından
ve
kuşatmalarından
bunalan
Bizans’ın
önemli
sorunu,
Hristiyan
dünyasındaki
örgütlenmenin
Ortodoks
ve
Katolik
olarak
ikiye
ayrılmış
olmasıydı.
Bu
ayrılık
Hristiyan
Avrupa’nın
Ortodoks
Bizans’ı
yeterince
kollayamaması
anlamına
geliyordu.
Bu
ikiliği
gidermek
için
çaresizlik
içinde
çırpınan
İmparator
ve
Patrik,
1439’da
Floransa
Konsili’nde
Katolik
Kilisesi’ne
boyun
eğdi.
Rum
Ortodoks
Kilisesi
de
Katolik
Kilisesi’ne
boyun
eğdi.
Rum
Ortodoks
Kilisesi
ile
Katolik
Kilisesi
kavgasında
zoraki
de
olsa
bir
ittifak
dönemi
başladı.
Böylece
yüzyıllardır
süren
Ortodoks-Katolik
çatışması,
Osmanlı’nın
baskısıyla
kısa
süreli
de
olsa
donduruldu.
Ancak
bu
anlaşma
Konstantinopolis
halkı
tarafından
hiç
de
hoş
karşılanmadı
ve
Ayasofya’daki
resmi
kutlama
törenleri
halkın
sert
protestolarıyla
karşılaştı.
Bizans
halkı
Konstantinopolis’de
Avrupalı’yı
görmek
istemiyor,
yeni
bir
latin
dönemi
yaşamaktan
korkuyordu.
Floransa
Konsili’nde
sağlanan
birleşmeden
sonra
kurulan
güçlü
Haçlı
Ordusu,
Rumeli’yi
1443
ve
1444’de
istila
etti.Fakat
1444’de
Osmanlı’nın
kazandığı
Varna
Zaferi
ile
Haçlıların
önünü
kesti.
Bu
son
savaş
Kostantinopolis’in
alınyazısını
belirledi.
Osmanlı’nın
Anadoluya
ve
Rumeliye
yayılan
genç
İmparatorluğu
için
Kostantinopolisi
fethetmek
artık
tersi
düşünülemez
bir
mecburuyetti.
İmpaaratorluk
topraklarının
tam
kalbindeki
bu
yabancı
unsur
ortadan
kaldırılmalıydı;
çünkü
Anadolu’nun
ve
Rumeli’nin
gerçek
anlamda
birbirene
bağlanması
Kostantinopolisin
fethiyle
mümkündü.
İstanbul’un
fetih
hazırlıkları
bir
yıl
önceden
başlatıldı.
Kuşatma
için
gerekli
olan
çok
büyük
toplar
döktürüldü.
1452
yılında
Boğaz'ıın
kontrolünü
sağlamak
için
Rumeli
hisarı
inşa
edildi.
16
kadırgadan
oluşan
güçlü
bir
donanma
oluşturuldu.
Asker
sayısı
iki
kat
arttırıldı.
Bizansın
yardım
almasını
engellemek
için
yardım
yolları
kontrol
altına
alındı.
Ceneviz’lilerin
elinde
bulunan
Galata’nın
da
savaş
esnasında
tarafsız
kalması
sağlandı.
2
Nisan
1453
tarihinde
ilk
Osmanlı
öncü
kuvvetleri
İstanbul
önlerinde
görüldü.
Böylece
kuşatma
başladı.
Fetihin
kronlojisi
şu
şekildedir
:
6
Nisan
1453:
Fatih
Sultan
Mehmed
otağı
Konstantinopolis
önlerinde,
St.Romanüs
Kapısı
(Şimdiki
Topkapı)
önüne
kuruldu.
Aynı
gün
şehir,
Haliç’ten
Marmara’ya
kadar
kuşatıldı.
6-7
Nisan
1453:
İlk
top
atışları
başladı.
Edirnekapı
yakınındaki
surların
bir
kısmı
yıkıldı.
9
Nisan
1453:
Baltaoğlu
Süleyman
Bey
Haliç’e
girmek
için
ilk
saldırıyı
yaptı.
9-10
Nisan
1453:
Boğazdaki
surların
bir
bölümü
ele
geçti.
Baltaoğlu
Süleyman
Bey
Prens
adalarını
ele
geçirdi.
11
Nisan
1453:
Büyük
surlar
dövülmeye
başlandı.Yer
yer
gedikler
açıldı.
Sürekli
dövülen
surlarda
tahribat
önemli
boyutlara
ulaştı.
12
Nisan
1453:
Donanma
Haliç’i
koruyan
gemilere
saldırdı
fakat
Hristiyan
gemilerinin
üstün
gelmesi
Osmanlı
ordusunda
moral
bozukluğuna
yolaçtı.
Fatih
Sultan
Mehmed’in
emri
üzerine
havan
topları
ile
Haliç’deki
gemiler
dövülmeye
başlandı
ve
bir
kadırga
batırıldı.
18
Nisan
1453,
Gece
:
Padişah,
ilk
büyük
saldırı
emrini
verdi.
Dört
saat
süren
saldırı
püskürtüldü.
20
Nisan
1453:
Yardıma
gelen
erzak
ve
silah
yüklü,
üçü
Papalığın,
biri
Bizans’ın
dört
savaş
gemisiyle
Osmanlı
donaması
arasında
Yenikapı
açıklarında
bir
deniz
savaşı
meydana
geldi.
Padişah
bizzat
kıyıya
gelerek
Baltaoğlu
Süleyman
Paşa’ya
gemilerini
her
ne
pahasına
olursa
olsun
batırmasını
emretti.
Osmanlı
donanması,
sayıca
üstünlüğüne
rağmen,
kendilerinden
büyük
ve
yüksek
olan
düşman
gemilerini
engelleyemedi.
Bu
başarısızlık
Osmanlı
Ordusunda
bir
bozgun
etkisi
gösterdi.
Asker
orduyu
terk
etmeye
başladı.
Hemen
sonra
bu
durumden
istifade
etmek
isteyen
İmparator
bir
barış
önerisinde
bulundu.
Sadrazam
Çaldarlı
Halil
Paşa’nın
desteğiyle
bu
öneri
reddedilerek,
kuşatmaya
ve
surların
büyük
toplarla
dövülmesine
devam
edildi.
Bütün
bu
bozgun
havası
içinde
Fatih
Sultan
Mehmet’e
şeyhi
ve
hocası
Akşemseddin’in
fetih
müjdesi
mektubu
geldi.
Fatih
Sultan
Mehmet
bu
manevi
desteğin
de
etkisiyle
bir
yandan
saldırıyı
şiddetlendirirken,
öte
yandan
herkesi
şaşırtan
yeni
girişimlerde
bulundu:
Dolmabahçe’de
demirlenen
donanma
karadan
Haliç’e
indirilecekti.
FETHİN
SONUÇLARI
İstanbul’un
fethinin
Türk,
İslam
ve
dünya
açısından
önemli
ve
tarihin
akışına
yön
verecek
olan
sonuçları
vardır.
Bu
nedenle
bir
çok
tarihçi
İstanbul’un
fethiyle
Ortaçağ’ın
sona
erdiğini
kabul
eder.
Fetihle
birlikte
Osmanlılar,
Anadolu’da
kurulmuş
bulunan
çok
sayıdaki
Türk
Beyliğine
karşı
üstünlüğünü
pekiştirmiş
bulunuyordu.
Bu
nedenle
İstanbul’un
fethi,
Anadolu’daki
Türk
birliğinin
sağlanmasında
önemli
bir
etkendir.Osmanlıların
sadece
Anadolu’daki
Türklerin
değil,
aynı
zamanda
bütün
İslam
ümmetinin
lideri
olması
süreci
de
fetihten
sonra
başlar
.
Böylece
Osmanlı
Beyliği
bir
dünya
devleti
haline
gelecektir.
Fetihten
sonra,
Osmanlı
liderliğindeki
İslam,
dünya
politakasının
temel
dinamiklerinden
biri
olmuştur.
O
dönemde
Eski
Dünya’da
yaşanan
bütün
uluslararası
olaylarda
Müslümanların
belirleyici
bir
rolü
vardır.
Avrupa
Hrıstiyanlığı
yaklaşık
üç
asır
boyunca
Haçlı
Seferleri
ile
İslamiyeti
Ön-Asya’dan
çıkarmaya
çalışmıştı.
Bu
mücadelede
İstanbul
Haçlılar
için
bir
sınır
karakolu
işlevi
görüyordu.
İstanbul’un
fethinden
sonra
Ön-Asya’daki
İslam
egemenliği
Hrıstiyan
dünyasınca
kesin
olarak
kabullenilecek
ve
bir
daha
bu
toprakları
kurtarmak
için
Haçlı
seferi
düzenlemeyecektir.
Aksine
İslam
Avrupa
içlerine
yönelecektir.
İstanbul’un
Fethi
Müslümanlar
için
Avrupa’ya
karşı
kazanılmış
ve
uzun
yıllar
sürecek
bir
üstünlüğün
başlangıç
noktasıdır.
İstanbul’un
fethinin
dünya
tarihi
açısından
önemli
olmasının
bir
diğer
sebebi
de
Rönensans
üzerindeki
etkisidir.
Fetih’ten
sonra
bir
çok
Bizans’lı
düşünür
ve
sanatçı
yanlarına
çok
değerli
yazma
eserleri
de
alarak,
çoğunlukla
Roma’ya
göç
ettiler.
Bu
kimseler
klasik
Yunan
kültürüne
dönüşte
önemli
rol
oynadılar
ve
kısa
bir
süre
sonra
Avrupa’da
Rönensans
hareketi
başladı.
FATİH
SULTAN
MEHMED
1432-1481
yılları
arasında
yaşamış
yedinci
Osmanlı
padişahıdır.
1444
ve
1451
yıllarında
iki
kez
tahta
çıkmış
ve
toplam
otuz
bir
yıl
tahta
kalmıştır.
Küçük
yaştan
itibaren
eğitimine
büyük
önem
verilen
Şehzade
Mehmed,
Molla
Yegan,
Akşemseddin,
Molla
Gürani
ve
Molla
Ayas
gibi
devrin
önde
gelen
bilginleri
tarafından
yetiştirildi.
Dönemin
geleğine
uygun
olarak
devlet
yönetiminde
tecrübe
kazanması
için
Manisa
Sancakbeyliğine
tayin
edildi.
Mükemmel
bir
eğitimle,
matematik,
geometri,
hadis,
tesir,
fıkıh,
kalem
ve
tarih
bilimleri
tahsil
etti.
Tebasına
kendi
dili
ile
hitap
etmek
için
Arapça,
Farsça,
Latince,
Yunanca
ve
Sırpca
öğrendi.
Kudretli
bir
asker
olduğu
kadar
geniş
görüşlü
birfikir
adamı
olarak
yetişti.
Edebiyatla
da
ilgilenen
Fatih,
şiirde
devrinin
üstadları
arasında
yer
aldı
ve
“Avni”
mahlasıyla
edebi
değeri
yüksek
şiirler
yazdı.
Sarayda
yazılan
ilk
divan
Fatih’e
aittir.
Fatih
Sultan
Mehmed,
Manisa
Sancakbeyi
iken
babası
Sultan
II.Murad’ın
tahttan
çekilmeye
karar
vermesi
üzerine
padişah
ilan
edildi.
Tahtta
çocuk
yaşta
birinin
olmasından
cesaretlenen
Avrupa
devletleri,
Osmanlı
topraklarını
taciz
etmeye
başladılar.
Osmanlılar’ı
Avrupa’dan
atmak
için
büyük
bir
haçlı
ordusu
hazırladılar.
Bunun
üzerine
Sultan
II.Murad
ordunun
başına
geçti
ve
Varna
Meydan
savaş’ında
Haçlı
Ordusunu
yenilgiye
uğrattı.
Bu
savaştan
sonra
Sultan
II.Murad
tekrar
devletin
başına
geçti.
Fatih
Sultan
Mehmed
Manisa’ya
gönderildi.
İkinci
şehzadelik
döneminde
de
yine
dönemin
önemli
bilginlerinden
ders
almayı
sürdürdü.
Sultan
II.Murad’ın
vefatı
üzerine
Fatih
Sultan
Mehmed
başkent
Edirne’ye
gelerek
ikinci
kez
tahta
çıktı.
Tahta
çıktığında
ilk
işi
İstanbul‘un
fethine
ilişkin
şehzadeliği
dönemlerinden
beri
tasarladığı
planları
uygulamak
oldu.
Önce
Anadolu
Hisarı’nın
karşısına
Rumeli
Hisarı’nı
yaptırdı.
Bir
yandan
da
Avrupa’da
görülmemiş
büyüklükte
toplar
ısmarladı
ve
bir
donanma
kurdu.
Saldırı
gününde
komutayı
doğrudan
üstlendi.
İstanbul’un
fethinden
sonra
Tuna’ya
kadar
hakim
olmaya
ve
Sırp
sorununu
çözmeye
yöneldi.
Sırbistan’ın
Osmanlı
hakimiyetine
girmesini
sağladı.
Fetih
hareketlerine
devam
ederek
Cenovalılar’ın
ticari
limanı
Kele’yi
ve
önemli
bir
üs
olan
Amasra’yı
ele
geçirdi.
Ardından
Sinop’u
alarak
Candaroğulları’na,
Trabzon’u
alarak
Pontus
Devleti’ne
son
verdi.
Midilli
Adası’nı
Osmanlı
topraklarına
kattı.
Bosna-Hersek’in
fethini
tamamladı.
Tuna
güneyindeki
Balkanları
Osmanlı
idaresinde
birleştirdi.
Karamanlılar’dan
Konya
ve
Karaman’ı
alarak
Karaman
Eyaleti’ne
dönüştürdü.
Venedikler’den
Eğriboz
Adası’nı
aldı.
Ayrıca
Alaiye
(Alanya)
Beyleri’nin
egemenliğine
son
verdi.
Akkoyunlu
Hükümdarı
Uzun
Hasan’ı
Otlukbeli
Savaşı’nda
yenerek
Anadolu’yu
kesin
olarak
Osmanlılar’a
bağladı.
Daha
sonra
Batıya
yönelerek
bazı
Cenova
kalelerini
fethetti
ve
Kırım
Hanlığı’nı
Osmanlılar’a
bağladı.
Arnavutluk’u
ele
geçirdi.
Güney
İtalya’daki
Otranto
Osmanlılar’ın
eline
geçti.
Bunun
üzerine
Papalık
büyük
bir
telaşa
kapıldı.
Yeni
bir
haçlı
seferinin
düzenlenmesi
için
Avrupa
devletlerine
çağrıda
bulundu.
Fakat
Avrupa
devletleri
buna
cesaret
edemediler.
Fatih
Sultan
Mehmed,
1481
ilkbaharında
yeni
bir
sefere
çıkarken
Gebze
yakınlarında
vefat
etti.
Bazı
araştırmacılara
göre
zehirlenerek
öldürülmüştür.
DEVLET
VE
BİLİM
ADAMI
FATİH
SULTAN
MEHMED
Benzerine
çok
rastlanmayan
son
derece
yoğun
bir
eğitimden
geçen
Fatih
Sultan
Mehmed,
daha
çocukluğundan
itibaren
büyük
ber
devlet
adamı
olmak
üzere
yetiştirildi.
Üstün
bir
komutanlık
özelliğine
sahipti.
Çok
iyi
teşkilatlanmış
ordusunu
savaşlarda
en
iyi
şekilde
kullandı.
Yapacağı
seferlerden
en
yakınlarını
bile
haberdar
etmez
ve
bunların
gizli
kalmasına
son
derece
özen
gösterirdi.
Topçuluğa
gerekli
önemi
veren
ilk
padişahtır.
Fatih’ten
önce
top,
bütün
dünyada
sesiyle
düşmanı
ürkütmesi
için
kullanılırdı.
Büyük
kaleleri
yerle
bir
edeceği
ve
meydan
muharebelerinde
önemli
rol
oynayacağı
hiç
düşünülememişti.
Fatih
bütün
bunların
akıl
ederek
o
tarihe
kadar
görülmemiş
sayı
ve
çapta
top
yapılmasına
yöneldi.
Topların
balistik
ve
mukavemet
hesaplarını
kendisi
yaptı.
Dünya
çapında
bir
devlet
kurma
fikrine
yürekten
inanmıştı.
Bu
idealin
gerçekleşmesi
için
ömrünü
fetihlerde
geçirdi.
30
yıl
süren
saltanatı
boyunca
ikisi
imparatorluk,
altısı
prenslik,
beşide
dukalık
olmak
üzere
irili
ufaklı
17
devletin
topraklarını
fethetti.
Karadeniz’i
bir
Türk
denizi
haline
soktu,
bütün
Balkan
yarımadasını
elegeçirdi
ve
Ege’de
bazı
adaları
aldı.
Babası
Sultan
II.Murad’dan
devraldığı
Osmanlı
Devleti’nin
topraklarını
2,5
katına
çıkardı.
Fatih
Sultan
Mehmed,
fetihleriyle
olduğu
kadar,
devlete
düzenli
sürekli
bir
yapı
kazandırmak
için
getirdiği
düzenlemeler
açısından
da
Osmanlı
tarihinde
önemli
bir
yer
tutar.
Fatih
kanunnamesi’yle
yönetim,
maliye
ve
hukuk
alanlarında
kurallar
koyarak
devletin
işleyişini
düzenledi.
Geniş
görüşlü
ve
açık
düşünceli
bir
padişah
olarak
kültür
ve
sanat
alanında
gelişmeye
öncülük
etti.
İnsanlara,
inançları
konusunda
eşi
görülmemiş
bir
hoşgörü
gösterdi.
İstanbul’u
aldıktan
sonra
İtalyan
hümanistleri
ve
Rum
bilginlerini
sarayında
topladı.
Ortodoksluğun
tek
ve
en
büyük
koruyucusu
oldu.
Patrik,
Osmanlı
protokülüne
göre
vezir
rutbesine
eş
tutuldu.
Patrik
II.Gennadios’a
Hristiyan
inancının
temel
ilkelerine
ilişkin
bir
eser
hazırlattı
ve
Osmanlıca’ya
çevirtti.
Fatih
Camii’nin
çevresinde
kurduğu
sekiz
medrese,
İslam
ilimleri
alanında
yüz
yıl
boyunca
imparatorluğun
en
önemli
öğretim
kurumu
oldu.
Zaman
zaman
“ulema”
adı
verilen
İslam
ilahiyatçılarını
bir
araya
toplayarak
onların
tartışmalarını
dinlerdi.
Bilginlere
karşı
büyük
yakınlık
gösterir,
onlara
saygı
ile
davranırdı.
Osmanlı
İmparatorluğu
Fatih’in
hükümdarlığı
zamanında
matematik,
astronomi
ve
ilahiyat
alanında
en
yüksek
düzeye
erişti.